Avrupa Hukuku Portal'i

Avrupa Toplulukları Hukuku ve Uluslararası Hukuk dalında çalışan akademisyen ve öğrencileri biraraya getirmek, bilgi ve deneyim paylaşımı sağlamak için oluşturulmuş bir platform

Pazartesi, Aralık 27, 2004

Türkiye-AB İlişkileri Tarihçesi

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ (I)

Yüzyıllarca Avrupa`da var olmuş ancak bugünün batı avrupa birliği ve avrupa kurucu üyeleri ile bölgede hep karşı dengeleri oluşturmuş olan Türklerin genç kuşakları daha Osmanlı`dan itibaren batılılaşma hareketleri adı altında çalışmalarda bölgede varlığını kalıcılaştırmak ve batı kulübünün kurucularıyla aynı safta, dengelerde aynı terazide yer almak istemiştir. Özellikle yeni Türk Cumhuriyetinin Fransız ulus-devlet modeli üzerine oturtulması ve birey hak ve özgürlüklerinin daha kuruluşun ilk yıllarından itibaren batıdaki en ileri yasalar seçilerek o düzeyde düzenlenmesi bu yeni devletin üstlenmiş olduğu rolün göstergesidir. Ancak ne var ki genç cumhuriyet yüzyıllarca atalarının izlediği rolden tamamen farklı bir rol üstlendiğinde bu rolü sürdürebilecek kemikleşmiş dış politika birikimi yoktu. Özellikle yanı başında daha 1800 lü yılların ilk yarısında Osmanlı`dan bağımsızlığını kazanan Yunanistan`ın geçen 100 yıllık süreç içinde uyguladığı son derece başarılı dış politika ile Türklerden sürekli toprak alarak topraklarını %100 genişlettiği göz önüne alındığında ve Selanik`e kadar uzanan yaygın anadolu kültürüyle çok ortak yönleri olan osmanlı ortodoks geleneklerinin yakınlığı düşünüldüğünde yapılması gereken AET ile ilk görüşmelere başladığımız yıllardaki Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu`nun şu cümlesinde özetleniyordu: `Yunanistan boş havuza da atlasa ardından biz de atlayalım`

Gerçekten önce Yunanistan`ın gümrük birliği temeline oturttuğu bir ortaklık antlaşması olan Atina Antlaşmasından sonra Türkiye gümrük birliği temeline dayalı Ankara Antlaşmasını yaptı. Bu bir ortaklık antlaşmasıydı ve yaratılan ortak pazara Türkiye'nin entegrasyonunu öngörmekteydi. 1971 de imzalanan ek protokol bu entegrasyonun nasıl gerçekleştirileceğini düzenliyordu.

Ne var ki 70 li yılların sonunda yavaş yavaş antlaşma yükümlülükleri yerine getirilmemeye başlandı. Türk işçilerine sağlanması gereken serbest dolaşım hakkı özellikle ihmal edilen yükümlülükler arasında önemli bir yer alır. 80 lerde ise Türkiye'de gerçekleşen darbe ile ilişkiler askıya alınır. Türkiye seksenlerin ikinci yarısında ilişkileri yeniden canlandırmaya çalışır ve 87 yılında yapılan başvuru ile gerçekten bir hareketlilik başlar ancak 1999 Helsinki zirvesine kadar uzun bir yol vardır. Nihayet bu zirvede adaylığı ilan edilen Türkiye 17 Aralık 2004 tarihine kadar Kopenhag kriterleri başta olmak üzere AB'ne uyum sürecinde büyük bir değişim sürecine girer. 17 Aralık zirvesinde ise 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlanması kararlaştırılır.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home